Geçen yaz okudum, Jostein Gaarder'ın Portakal Kızını...Ama onu okumadan çok önce biliyordum okuyacağımı. Tek bir nedeni de yoktu üstelik. Belki de benim "ben" olmamdı asıl nedeni.
Daha orta okula başlayacağı yaz, Şeker Portakalının sayfalarını çeviren ve bir daha da ne içindeki çocuğu ne de kitap okuma alışkanlığını bırakmayan ellerin aynısıydı çünkü, kitap reyonundaki Portakal Kıza uzanan eller. Belki biraz büyümüş, belki de hiç büyümemiş...
Aynı ellerdi vitamin deposu diyerek hastalanınca portakala sarılan eller de. Hep enerji dileyip de, portakal soyan.
Aynı ellerdi "Turuncu Hayat" isminde bir blog açan...
Aynı küçük kızdı, kitabın kapağına bakarken dalıp giden. Herşeyin siyah beyazlaştırdığı bir dünyada, turunculuğunu korumayı başarmış Portakal Kızı seyreden.
Aynı küçük kızdı tüm siyah-beyazlara inat turuncuya boyanmak isteyen.
Aynı küçük kız...
Ben...

Siyah -beyaz- laştıramıdıklarımızdan mısınız?
|