Turuncu Hayat!
• 4/10/2007 - NARİN NARİN YÜRÜYORUM...

Babam çok büyük bi ressamdı.
İncecik fırçasını narin elinde pür dikkat bi özenle çevirerek, titizlikle,
geceler boyu çalışırken kaybetmişti gözlerini de.
Sonradan bilgisayar teknolojisinde yetiştirilmeye çalışılmış,
ama hiç el, ya da göz - nizam mahareti olmayan grafiker çocukların
beceriksizliklerini eğitmeye çalışırken, nasıl için için çıldırdığını biliyorum ben.
Abimle ben, hayatta iki şey üzerine büyütüldük.
1) 'Güzel İnsan' olmak: içten gelen zerafet (bi bardak su getirsem
gözümün içine sıcacık bakar, teşekkür ederdi) ,
her canlıya merhamet, şaşmaz dürüstllük,
verdiğin sözü (iki elin kanda bile olsa) tutmak,
herkese saygı, mütevazi ama hep başın dik durmak,
kendine ve sevilene güven duygusu (ne zaman bi konuda ikilemde kalsam,
"sen en doğru kararı verirsin, ama sakın korkma
ayağın taşa takılırsa, dönüp bana bak, elinden tutup kaldırırım, Ben Varım"
dediğini hatırlayıp güç alırım hala.
2)Yaptığın iş - garsonluk bile olsa - özenle severek en iyisini yapmak.
Şimdi kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya;
Kalın, çirkin, kaba fırçalarla, hoyrat darbelerle rastgele çiziyolar
arkadaşlığı, dostluğu, sevgili ya da eş olmayı filan...
sonra nasıl dört başı mağmur yaşanacaksa bunlar !??
Çoğumuzun edindiği işler bile -tıpkı insan ilişkilerimiz gibi- tesadüf eseri,
rastgele, üstüne hiiiiiiç nezaket, düşünce ya da çaba harcanmamış...
Anne baba öyle kalın bi fırçayla çiziyo ki çocukların hayatını,
Saygısızca konuşmak, "dobralık" adını alıyo. Anne baba böyle söylüyo!
"korkma çocuğum, hakkını yedirme!"
Eşler birbirine 'iyi ki varsın, yanında çok mutluyum' diyemiyo,
nasılsa birbirinizin malısınız, inceliğe hiç gerek yok!
Modelsiniz işte. Çocuğun hayatını badana fırçasıyla çiziyosunuz!
Biçimsiz, estetik duygusundan uzak. Çarçabuk, ama mutsuz, huzursuz, doyumsuz, ....
Daha bi sürü şey yazarım ben bunun üstüne (tipik ikizler burcu yönümü de düşünürsek!!) :-)
Dün gece, bi arkadaşımdan öyle güzel şeyler duydum ki,
acaip mutlu olup bunları geçirdim içimden yeniden.
Sonsuz şükürler olsun ki, BabaM -nurlardan bi gölde yatsın- ,
hayatıma , özenle ve sevgiyle en narin fırça darbeleriyle şekil vermiş,
"hadi bakalım, korkmadan yürü" demiş. Çok ama çok mutlu, huzur dolu,
narin narin yürüyorum... :-)
SEVGİLER, GÜZELLİKLER İÇİNİZDE OLSUN... 
**Bu yazıyı ben yazmadım ama yazsam da benzer düşünceleri benzer bir üslupla yazardım. Çünkü bu yazıyı yazan da aslında ben sayılır; o hayata aynı baktığım, benzemekten hep mutluluk duyduğum nam-ı değer çifti aynenim...İyi ki varsın kuzen ablam, çünkü sen var oldukça hayatı ince ince dokumak isteyen tek kişi olmadığımı biliyorum... |
Yorum (1) :: Bağlantı
|
• 5/9/2007 - BURHANİYE BELEDİYESİ OTOBÜSLERİ VE CRM*
Başlığa bakınca ne alakası var diyebilirsiniz. Açıklayayım.
Akçay-Ören arası otobüs yolculuğu yapmış olanlar bilirler, belediyeler konuya tam bir çözüm bulamadıklarından iki ya da üç araç değiştirmek durumunda kalırsınız. Aslında oldukça kısa olan bu mesafeyi, aktarma yaparak katetmek zorunda kalmak yolcuların ortak şikayetidir. Ancak memnun oldukları otak bir nokta da vardr ki o da, Burhaniye Belediyesine bağlı otobüs şöförlerinin yolcuya karşı olan nazik davranışlarıdır.
Bu yıl İstanbul'dan bir arkadaşımla yaptım söz konusu yolculuğu. Tampon bölgede Burhaniye otobüsüne aktarıldığımızda "hoşgeldiniz"lerle karşılandık. Para verirken ineceğimiz yeri farklı söyleyip fazla para vermeyelim diye oldukça nazik bir şekilde uyarıldık. Yanımdaki arkadaşım, şöföre birden fazla soru sorduğu halde güleryüzlü yanıtlar almaya devam edince şaşkınlığını gizleyemedi. Aynı otobüslerde yolculuk yapmaya alışkın olan ben ise, bunun normal olduğu konusunda kendisini ikna ettim. Hatta önceki yıl başımdan geçen deneyimi aktardım. Yine bu otobüslerden birinde yaşça daha büyük olan bir şöför, uygun bir yerde kenara çekip yolculara kolonya ikram etmişti. Üstelik gençlerin ben tutayım tekliflerini kibarca reddederek.
Hal böyle olunca yolcular da "iyi günlerini, "kolay gelsin"lerini eksik etmiyor, ilişkiler karşılıklı şekilde sürüyordu.
Bu olay bana günümüzde pazarlamaya hakim olan bütün o kavramları düşündürdü: CRM (MİY-Müşteri İlişkileri Yönetimi), değer pazarlaması, ilişkisisel pazarlama, müşteri odaklılık, çağdaş pazarlama...Hepsi ne kadar karmaşık süreçlerdi ama temelde ne kadar da basitti! En basit ürün ya da hizmetten en karmaşığına, müşteri artık "adam yerine konulmak" istiyordu.
* Bu yazıda bahsi geçen Burhaniye Belediyesi'ne bağlı otobüslerde çalışan güleryüzlü personeli kutluyor, özelde şöförlere genelde tüm sektör çalışanlarına örnek olmasını diliyorum. |
Yorum (0) :: Bağlantı
|
• 28/6/2007 - ÇAĞRI
|

ÇAĞRI
Evler büyük dedikçe büyük Ben insanların en garibi Uzağı ilk defa kavradım Görür yahut dokunur gibi
Eski bir saçakta kuşlarla Yele yağmura karşı oturdum İç içe daireler çiziyor İçine adını yazıyorum
Gün uzun türküsünü bitirdi Karlı dallara yürüdü karanlık Yalnızlık çekilmez bu vakit Delirdi denizde yosun çayda balık Gel artık
Gülten Akın |
Yorum (0) :: Bağlantı
|
• 2/4/2007 - SİYAH-BEYAZ-LAŞTIRAMADIKLARIMIZDAN MISINIZ?
Geçen yaz okudum, Jostein Gaarder'ın Portakal Kızını...Ama onu okumadan çok önce biliyordum okuyacağımı. Tek bir nedeni de yoktu üstelik. Belki de benim "ben" olmamdı asıl nedeni.
Daha orta okula başlayacağı yaz, Şeker Portakalının sayfalarını çeviren ve bir daha da ne içindeki çocuğu ne de kitap okuma alışkanlığını bırakmayan ellerin aynısıydı çünkü, kitap reyonundaki Portakal Kıza uzanan eller. Belki biraz büyümüş, belki de hiç büyümemiş...
Aynı ellerdi vitamin deposu diyerek hastalanınca portakala sarılan eller de. Hep enerji dileyip de, portakal soyan.
Aynı ellerdi "Turuncu Hayat" isminde bir blog açan...
Aynı küçük kızdı, kitabın kapağına bakarken dalıp giden. Herşeyin siyah beyazlaştırdığı bir dünyada, turunculuğunu korumayı başarmış Portakal Kızı seyreden.
Aynı küçük kızdı tüm siyah-beyazlara inat turuncuya boyanmak isteyen.
Aynı küçük kız...
Ben...

Siyah -beyaz- laştıramıdıklarımızdan mısınız? |
Yorum (0) :: Bağlantı
|
• 17/11/2006 - ÖMER BAYRAMOĞLU
|

Döndürüp döndürüp dinlediğim şarkılar var bugünlerde. Daha çok insan dinlemeli dediğim. Ve her birinde Ömer bayramoğlu imzası var...
Ömer bayramoğlu'ndan biraz bahsedeyim dedim ama, bir türlü toparlayamadım. O'nun imzasını Yaşar'ın "Hatırla" sından biliriz belki en çok. Ama bir bunu "hatırla"yıp geçmek çok az kalacaktı. Birlikte çalıştığı isimleri sıralayayım dedim....Alper Arundar, Deniz Özçelik, Yaşar Günaçgün, Alper Canan, Feridun Düzağaç, İlker Gök, Kaan Öztürk,Ayhan Yavaş, Ebru Yazıcı, Cem Oral, Koray Türker, Emrah Anul, Cüneyt Kayat, Ali Güven, Selcuk Aksoy, Ozan Özkök, Aykut Eksinozlugil, Murat Hasarı, Sevda Karababa, Gürdal Karagöz, Gökhan Semiz, Hakan Altun, Yeşim Dostdoğru...sığdıramadım.
Şarkılarını anlatayım dedim sonra...Sanki becerebilecekmişim gibi:)Bir "Elden Gittik" i, bir "Olabilir mi?"yi "Ay Gece Yarısını Geçerken"i...Baktım ancak dinlenirse anlaşılacaklar, sustum ben de.
İyisi mi siz kendiniz dinleyin, kendi fikirleriniz olsun, bugünlerde beni müziğe doyuran bu adamla ilgili. Kendi şarkılarını her geçen gün artırarak, ücretsiz olarak yayınladığı web sitesinden.
www.omerbayramoglu.com
Peki Ömer Bayramoğlu nasıl biri mi? Birlikte çalıştığı kişileri unutmayacak, hatta bir tek teşekkürü dahi unutmayacak kadar vefalı, "Her Hakkı Sizin" diyecek kadar cömert, forumuna "Biz Önemliyiz" diyecek kadar içten.
Varın gerisini siz düşünün...
|
Yorum (5) :: Bağlantı
|
• 15/9/2006 - Kitap=)
|

Bütün Paramla Kitap Alsam...
Son Kuruşumla Okuyacak Zaman Alsam...
Sonra Param Bitse, Ama Mutlu Olsam |
Yorum (2) :: Bağlantı
|
• 20/5/2006 - HERŞEYE HAZIR YORGUN KANATLAR

Günlerdir bu şarkıyı dinliyorum...Oya Bora dan...Hayal tadında...
Sevdiklerimizin ve seveceklerimizin adları ta başından yazılmıştır kalbimize...Ve onları bulana dek savaşırız bu karmaşık tutkular çemberinde..."Seni ilk kez görüyorum ama sanki bir yerlerden hatırlıyorum."
parlak bir ateşten çok sonra
arda kalan küller olsak da
her an ölmek için yaşasak
kıyısında sarp bir uçurumun
uçmaya hazırım inan seninle...
zincirledin beni sevdama
aşk lanet yağdırsa vız gelir
acılara yoksulluğa tutsak
yeter ki benim olmayı dile
ben savaşırım senin yerine...
YORGUN KANATLAR AÇILSA YENİ YOLCULUKLARA...
UÇMAK NE GÜZEL TUTUNABİLMEK BULUTLARA!
BİR TEK İHANETİN GÖLGESİ DÜŞEMEZ YARALARIMI SARAN EL GİRSE DE KANIMA...
HERŞEYE HAZIRIM SENİNLE...
Hiç hem de hiç umrumda değil..
Bir yarın var mı bizler için?
Yarım kalmış bir şarkı olalım..
Kollarımdasın benimlesin ya..
Gel de yok olalım şu an seninle...
YORGUN KANATLAR AÇILSA YENİ YOLCULUKLARA...UÇMAK NE GÜZEL TUTUNABİLMEK BULUTLARA.....BİR TEK İHANETİN GÖLGESİ DÜŞEMEZ YARALARIMI SARAN EL..GİRSE DE KANIMA..HERŞEYE...HAZIRIM..SENİNLE... |
Yorum (3) :: Bağlantı
|
• 19/2/2006 - NERDESİNİZ???
NERDESİNİZ?
Nerdesiniz, Bana aradığım her şeyi anımsatan siz? Onları nasıl bulduğumu düşünsem, Siz de gelir misiniz?
Siz de parlak çikolata kağıdı gibi misiniz? Seneler sonra, halının altından, Çıkabilir misiniz? Ya da eteğime uygun renkte aradığım iplik misiniz? Bir vitrin camından bana gülümser misiniz? "Bu kitabın arasına koyduğuma eminim" dediğim şiir misiniz? Atlanılan iki sayfanın arasında, Olabilir misiniz?
"Şeytan aldı götürdü...Satamadan getirdi..." Saçma!Bir bulsaydım, kaybetmezdim ki! Bir şarkı söylesem... Sever misiniz?
Bütün aradıklarım gibi, Umulmadık anda, Umulmadık yerden, Çıkabilir misiniz?
Nerdesiniz, Çok olun bende, Çoğul olun diye, Siz dediğim siz?
B.E.
|
Yorum (7) :: Bağlantı
|
• 2/2/2006 - SARI SENİN İÇİN BU YAZI!
 Maviden, turuncudan bahsedip de turuncuyu es geçmek ona ihanet gibi geldi. İlk gözağrım sarı; senin için bu yazı! "Sarı gülleri seversin,
Sarı karanfilleri seversin, Sarı kasımpatılarını, Sarı bir dünyayı seversin." Ümit Yaşar'ın Karanlıkların Çağırışı isimli şiirinin en güzel kısmı bu değil belki ama bana en uyan kısmı olduğu kesin. Adlarını bilmesem de bütün çiçekleri sevdim gerçi, ama daha farklı bir yere koydum sarı çiçekleri. Küçükken kokusu avucuma sinsin diye avuçlarımda sıktığım hanımelini, beyaz yapraklarına hayranken ortasındaki sarının da hakkını verdiğim papatyaları, gül denince ilk olarak akla kırmızı gelse de ille de sarı gülleri...Öyle sevdim ki...

Sadece çiçeklerle de kalmadı sarıya duyduğum sevgi. Çizmeye çalıştığım resimlere mutlaka sarı kattım. Hiç beceremezsem, sapsarı bir güneş boyadım. Her güneş açtığında, her sarı gördüğümde içime sıcaklık damladı sanki. Her defazında gülümsedim " Hala sarıysa mimozalar, onu unutamadığın içindir." diyen adamın sesine. Ufacık bir ayrıntıyla da olsa- köşede duran sarı bir vazoyla, çay içilecek sarı kupayla- hayallerimde de yerini buldu sarı. İlk göz ağrım sarı...Turuncunun ya annesi ya babası!...

Varsın sarı ruhsal bunalımın rengi desinler. Van Gogh'un sarı odalı resmini tanık göstersinler. Sarı hanımellerini koparmaya artık kıyamasam da, paletimde bir parça sarıyla harikalar yaratamasam da, hatta her yaz güneş inatla gözlerime alerji yapsa da bütün ilkler gibi sarı işte. Ne yaparsa yapsın, yürekte derinde. İlk göz ağrım sarı, senin içindi bu yazı!
|
Yorum (4) :: Bağlantı
|
• 8/1/2006 - MAVİ

Bir rüya görmüşsün dün gece Ne anlama geldiğini bir türlü anlayamamışsın. Biraz saçmaymış her rüya gibi Çokça da tuhaf. Rüyaların rengi olmazmış gerçi, Ama masmaviymiş seninki.
Masmavi bir rüya görmüşsün dün gece, Ne anlama geldiğini anlayamamışsın. Telefonun çalmış, 'sana ait birşeyler var bizde' demişler, Gitmiş bakmıuşsın ki balıkçılar varmış, Ağlarına adına yazılmış şiirler takılmış Masmavi çuvallara doldurup, Sana teslim etmişler. Rüya işte, taşımışsın koca çuvalları, Ama ağırlık hissetmemişsin hiç. Aksine masmavi bir huzur kaplamış içini. Tuhaf bir rüyaymış işte, Devam etmişsin yürümeye. Derken, karşına bir gökkuşağı çıkmış, Her renk varmış ama mavisi biraz fazlaymış. Eve vardığında kar kaplamış her yeri, Bu kadarı bu rüyaya saçma demeye yetmezmiş gibi, Bir de maviymiş karların rengi.
Bir rüya görmüşsün dün gece Ne anlama geldiğini bir türlü anlayamamışsın, Anlatayım. Maviyi çok seversin diye, Masmavi rüyalara yolladım gecelerine. Sana yazdığım şiirleri, Mavi bir denize attım. Seni bulurlarsa huzur versinler diye, Masmavi dualar ettim. Gökkuşağıyla da anlaştım, Mavisini birazcık artttırdım. Birazcık gülümsemen için, Bembeyaz karların üzerine, Lacivert bir damla gözyaşı akıttım, Sen mavi renkte kar yağdı sandın. Şimdi hala mavi rüyana tuhaf, saçma mı diyorsun? Daha tuhafı, Daha saçması ne biliyor musun? Ben seni işte böyle sevdim. Masmavi bir sevda büyüttüm içimde. Ben seni böylesine, Masmavi sevdim.
|
Yorum (16) :: Bağlantı
|
|
|
|

Turuncu Kitaplarım
* Şeker Portakalı (Vasconcelos)
* Mavi Tuna&Kumral Ada (Buket Uzuner)
* Sofi'nin Dünyası (jostein Gaarder)
* Suç ve Ceza (Dostoyevski)
* Yüzyıllık Yalnızlık (Gabriel Garcia Marquez)
* Gelibolu (Buket Uzuner)
* Katya'nın Yazı (Trevanian)
* Bin Dokuz Yüz Seksen Dört(George Orwell)
* Sevda Sözleri (Cemal Süreya)
|